Teoriden Pratiğe: Bilmek ve Anlamak

Bilgiden öte deneyim

11/18/20253 min read

white concrete building
white concrete building

Modern diye adlandırdığımız bu çağda bilgiye, türlü görüşlere ve hazır çözüm önerilerine ulaşmak yalnızca kolay değil; neredeyse kaçınılmaz. İstemeseniz bile bir noktada karşınıza çıkıyor. Bir bakıyorsunuz, her konuda fikri olan bir tanıdık duyduklarını kendi yorumlarıyla süsleyerek size aktarıyor veya sosyal medyada ise sınır çizmekten motivasyonu artırmaya, kendini merkeze almaktan olumlu düşünmeye uzanan öneriler durmaksızın akıyor. Bu geniş yelpaze; iyi hissettiren spiritüel pratiklerden, olumlu düşünce tekniklerine, geçmişi çözümlemeye odaklanan psikolojik yaklaşımlara kadar pek çok kaynaktan besleniyor.

Fakat bunca yönlendirmeye rağmen, davranışlara baktığımızda gerçek hayatta pek bir karşılık görmediğini fark ediyoruz. Eğer gerçekten içselleştirmiş olsaydık, hayat çok daha pürüzsüz akardı; oysa öyle değil. Teoride hepimiz bilginin zirvesine çıkmış gibiyiz, fakat pratikte ne yapacağımızı çoğu zaman bilmiyoruz. Bu yüzden okullarda kulağımıza çalınan o meşhur soru bugün de zihnimizde yankılanıyor: “Ben bununla gerçek hayatta ne yapacağım?” Öyle ya, trafikte sinirimizi bozan biriyle karşılaştığımızda derin nefesler almak her zaman işe yaramaz; ya da haksızlık yapan yöneticimize çocukluk travmalarımızı anlatma şansımız olamaz. Hayat, çoğu zaman bize teoride öğrendiklerimizi uygulayabilecek kadar sakin bir alan tanımaz. Bu nedenle; “bilmek” ile “anlamak” arasında büyük uçurumu görmeliyiz.

Goethe’nin “Bilmek yetmez; uygulamak gerekir. İstemek yetmez; yapmak gerekir” sözü bu ayrımı daha da görünür kılar. Bir bilgiyi okumak, dinlemek ya da bilmek bir kapı aralayabilir fakat onu yaşamadığımızda, hissetmediğimizde, içselleştirmek ve hayata geçirmek neredeyse imkansızdır. Gerçekten anlamlandırmamız için o şeyin içinden geçmemiz gerekir. Bu da ancak duygu, düşünce ve bedenin aynı ritimde ilerlemesiyle olur. Ancak o zaman tepki yerine seçim yapmayı deneyimleyebiliriz.

Oysa çoğu zaman bu üçlü bambaşka yönlere koşar; zihin bir şeyi kavradığını düşünürken, beden bambaşka bir tepki verir, duygu ise kendi gerçeğini dayatır. Uyum olmadığında insan ne hissettiğini seçemez, bildiğini uygulayamaz, niyet ettiği davranışı sürdüremez. İçeride üç ayrı hız çalışır; insan hangisine uyacağını bilemez. Değişimin neden bu kadar zorlayıcı olduğunu ya da neden aynı döngülere düştüğümüzü bu içsel dağılma açıklarken, bizler bunun farkında bile olmayız.

Bilgiyi duymak, okumak ya da saatlerce üzerine düşünmek yalnızca başlangıçtır; kalıcı dönüşüm ise bedenle, duyguyla ve gerçek bir temas anıyla gelir. Deneyim, zihnin yarattığı mesafeyi ortadan kaldırır. “Bilmek” ile “anlamak” arasındaki fark tam da burada açılır. Bir davranışı neden yaptığımızı anlamak için bazen onu bedenimizde yakalamamız, düşüncemizde netleştirmemiz ve duygusunu çözümlememiz gerekir. İşte böyle anlarda, bilgi sadece bilgi olmaktan çıkar ve bedensel-duygusal-düşünsel bir farkındalığa dönüşür.

DramaWorksCo’nun temel dayanağı da tam burada durur: insan, kendi davranışının nasıl ortaya çıktığını ancak onu gözlemlediğinde anlayabilir. Kişi, bedeninin hangi anlarda gerildiğini, duygusunun nereye kaydığını, düşüncesinin nasıl yön değiştirdiğini fark ettiğinde asıl düğüm görünür olur. Ve o düğüm görüldüğü anda, tepki değişir, seçime dönüşür. Ardından alışkanlık değişir. Derken hayatın akışı yön değiştirir.

Drama, bedeni hareketin içine alırken ; Senaryo Çözümleme, davranışın alt metnini açar. Böylece kişi ilk kez kendine dışarıdan bakar: neye takıldığını, nerede sıkıştığını, hangi anda otomatiğe geçtiğini görür.

Bir kez görülen şey de artık insanı yönetmez; dönüşüm tam da burada sessizce başlar.

Teoriden Pratiğe: Bilmek ve Anlamak

Defne Gürsoy

DramaWorks Co.

18.11.2025

“Bilmek yetmez; uygulamak gerektir. İstemek yetmez; yapmak gerektir”
Goethe